Menü

Anket

Sitemizi Beğendiniz mi?
Evet (%73,9)
Hayır (%20,0)
Kararsız (%5,93)

Toplam Oy: 219

Tüm Anketler

Takvim

« Mayıs - 2026

»

PT SL ÇŞ CM CT PZ
1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31

İstatistikler

 Toplam Hit: 4618635
 Sitede Aktif: 2
 Ip: 104.23.197.77
 Browser: Default - 0.0
 Toplam Kategori: 20
 Toplam Blog: 561
 Toplam Yorum: 28
 Toplam Resim: 6
 Toplam Mesaj: 17

Etiket Bulutu

15 Temmuz 2016 Cumâ Dirilişi adayname aile âile Akdeniz Üniversitesi akrostiş anı Antalya Antalya Palas aşık edebiyatı ÂŞIK EDEBİYATI BABA başbakan başkanlık Bedford, Araba sevdası Biyografi cami cemaat cemiyet chp cuma cumhurbaşkanı çocuk edebiyatı Çocuk Edebiyâtı ÇOCUK ŞİİRLERİ dede deneme DÎNÎ ŞİİRLER DİNİ-MİLLİ ŞİİRLER DÖRTLÜK edebiyat eleştiri eymür eymür köyü eymürname GÜZELLEME halk şiiri halk şiri HÂTIRA hâtıralar HAYAT HİKÂYESİ HECE HECE VEZNİ hiciv İMAM-HATİP PİLÂV GÜNLERİ işkence KADİR GECESİ KÂFİYE komşu ülkeler koşma köy yazıları köyname lüleburgaz MANİ Manzum Fıkralar mızrap NÂMELER Nasreddin Hoca NURİ KAHRAMAN okul edebiyatı ordu ordu hayat ordu hayat gazetesi ordu imam-hatip Palace Palas RAMAZAN RAMAZAN EDEBİYATI recep tayyip erdoğan siyâset şiir toplum türkiye ulubey Yalçın Yüksel Yeni Türkiye zulüm

11/5/2015, Tarihli Bloglar

Kas`15
5
MÎLAT-NÂME
SİYÂSET-NÂME

Yorumlar(0)

MÎLAT-NÂME

 

10 Ağustos bir mîlattır;

Yeni Türkiye Merhabâ…

Hiç olmamış icraattır;

Yeni Türkiye Merhabâ…

 

Ezelinden beri bir ilk

Liderini seçti bu halk

Haykır; hem de ayağa kalk!

Yeni Türkiye Merhabâ…

 

Başkanını buldu cumhur

Millet için büyük gurur

Olursa bu kadar olur

Yeni Türkiye Merhabâ…

 

Ulusal sağ, Ekmeleddin

Ulusal sol; Selahattin

Ortak akıl Tayyibüd’din

Yeni Türkiye Merhabâ…

 

Heyecanımız dorukta

Bu târihî yolculukta

Ümitler sonsuz ufukta

Yeni Türkiye Merhabâ…

 

Tüm coğrafya hülyâlarda

Olsa da hep kavgalarda

Baş köşede, duâlarda;

Yeni Türkiye Merhabâ…

 

İnsanlığın ihtiyâcı:

Nifak gitsin, bitsin acı

Bütün mazlumlar duâcı

Yeni Türkiye Merhabâ…

 

Özellikle dost ülkeler

Çiğneniyor tüm ilkeler

Çözülmeli tüm halkalar

Yeni Türkiye Merhabâ…

 

Beklentimiz istikrarda

Kalmalıyız bir kararda

Çözümler gelsin ard’arda

Yeni Türkiye Merhabâ…

 

Gayrı, içerde son nokta

Yarış bitti, nizâ yokta

Artık birlikle atakta

Yeni Türkiye Merhabâ…

 

Kenetlenmeli liderde

Kalınmamalı kederde

Buluştuk, eski kaderde

Yeni Türkiye Merhabâ…

 

Senlik-benlik dursun şurda

Can gelsin vatana, yurda

Sabr’edelim bu uğurda

Yeni Türkiye Merhabâ…

 

Dövüş-kavgayı keselim

Bağrımıza taş basalım

Böyle söyler akl-ı selim

Yeni Türkiye Merhabâ…

 

Çatal kazık yere batmaz

Muhabbetsiz sevdâ tütmez

Sevenler ihânet etmez

Yeni Türkiye Merhabâ…

 

Nûrânî’nin derdi çoktur

Gamsıza nazarı yoktur

Boş lâflar ülkeye yüktür

Yeni Türkiye Merhabâ…

 

Selâm olsun tüm dünyâya

Ülkem kalkıyor ayağa

İnşâllâh hayırlı ola;

Yeni Türkiye Merhaba

 

Ordu HÜRSES Gazetesi

9 Ağustos 2014

 


Kas`15
5
SİYÂSET-NÂME
SİYÂSET-NÂME

Yorumlar(0)

 

 SALAKÎ-NÂME

 

Bu nasıl bir dünyâ, nasıl insanlık?

Sınır tanımadan saldırıyorlar!

Hem gûyâ, İslâm devleti adına

Dindaşı ortadan kaldırıyorlar!

 

Kardeş olacakken, kâtili olmuş!

Kendine, nice bir gerekçe bulmuş?

Kimlere aldanmış, nereden dolmuş?

Kucaklayacakken öldürüyorlar!

 

Füzeler, bombalar yağıyor gökten

Ele fırsat geçen yıkıyor kökten

Kulları biçerken; korkmuyor Hak’tan

Saçları-başları yolduruyorlar!...

 

Hangi akıl, kabul eder bunları?

Hedef aldıkları kendi canları!

Bilmez mi, nerenin çalar çanları?

Kendi güllerini solduruyorlar!

 

Şu Ortadoğu’da nice beyinsiz

Halka böyle, acımasız, tekinsiz

Revâ gördüğünü yapmaz bir dinsiz

Haritalarını sildiriyorlar!...

 

Hangi dîne sığar, neyin etiği?

Gözünü kırpmadan çeker tetiği

Kardeşlerin kanı, ekmek katığı!

İçtikçe daha bir çıldırıyorlar!...

 

Bütün garazları kardeşlerine

İş kalmıyor düşman askerlerine

Ne ad koyacaklar zaferlerine?

Küffâra tam tamlar çaldırıyorlar!

 

Kim nâmına, niçin, cümle bu işler?

Kimlerin başına, atılan taşlar?

Kimlere hizmet ediyor düşler?

Elâlemi bize güldürüyorlar!

 

Taraflar çok, lâkin hepsi Müslüman;

Ölenler Hüseyin, öldüren Hasan!

Ne olur bu kadar nâdân olmasan?!

Zâlimleri gülmekten öldürüyorlar!

 

Orada, burada; her yerde kıs kıs

Harekâtta cevvâl, akılda nâkıs

Bizler kan verdikçe canlanır nâkus

Canı her çektikçe dolduruyorlar!...

 

Geçtiği yerleri yakıp-yıkarken

Feryatlara salıp ciğer yakarken

Elde kesik baş gururla bakarken

Kimlere sadâkat bildiriyorlar?...

 

Alevî-Sünnîdir, yok Îran, Tûran

Günün kahramanı; kardeşe vuran!

Garba yaltaklanıp, doğuyu yoran:

Birlik diyenleri yıldırıyorlar!...

 

Selefî, halefî; hepsi salakî!

Vahdet düşlemeyen yollar âfâkî

Serseri gidişler besler nifâkı

Ne saza, ne söze aldırıyorlar!...

 

Dostlar, manzaradan utanıyorum!

Bir onmaz yarayım; hep kanıyorum!

Kaç asırlar geçti; usanıyorum…

Göz göre göre, hep, böldürüyorlar!

 

Nûrânî, olanlar bizde ilk değil

Osmanlı gidince kalmadı ehil

Batıdan dersliler, kendine câhil

Her şeyi oryantâl kıldırıyorlar!

 

Bunda da bir hikmet var mıdır acep?

Olanlar çok açık; fikre ne hâcet?!

Osman değil belki, ama bir Recep?!

İnsanı hayâle daldırıyorlar!...

 

Yine de mecburuz ümitvârlığa

Îmânı olanlar düşmez darlığa

Zorlamakla böyle,  bahtiyârlığa

Belki giden  yolu bulduruyorlar!...

 

Dâim duâ eder, böyle bekleriz;

Hislenir, hislenir; fikre ekleriz;

Derler, çalkanmadan durulmaz deniz;

Ümit deryâsına daldırıyorlar!...

 

17 Hazîran 2014 

 

GEZİ-NÂME

 

Nifak virüsleri girmiş kanlara

Hükümet tanınmaz, devlet tanınmaz

Uymasa da şereflere şanlara

Çiğnenir töreler, millet tanınmaz…

 

Gezi deyip çıkar, sonra park olur

Vardığı yer "dönek" olur, çark olur

Derin bağlantılar hemen fark olur

İzzet unutulur, zillet tanınmaz…

 

Bunların bir de 1 Mayısları var

Sürerler meydana seyisleri var

Global tımarlı deyyusları var

Satılmış hâine izzet tanınmaz!

 

Pis zevkler uğruna her şey târümâr

Vatan üzerine oynarlar kumar

Gâyesiz gürûhtan kimler, ne umar?

Kutsala zerrece kıymet tanınmaz…

 

Aziz millet mâcerâya sürülür

Geleceği ateşlere verilir

Lider olmak, niye abes görülür?

Mâzî unutulur, kuvvet tanınmaz…

 

Koşmaktalar acep neyin peşinde?

Farkında mı suyu, kimin aşında?

Vicdan olmaz azgınların döşünde

Emeğe saygı yok, himmet tanınmaz…

 

Yıllar yılı yakmışlardır her şeyi

Dinlemeden çalışanı, kimseyi

Yıkmışlardır kıyıları, köşeyi

Ne hak-hukuk, ne merhamet tanınmaz…

 

Hem, alay ederler dinle-îmanla

Pırlantayı karıştırır samanla

Değişirler mi ki acep zamanla?

Edep-erkân, saygı-hürmet tanınmaz…

 

Hiç düşünmez yaptığının sonunu;

Vurmak-kırmak, hangi aklın kânunu?

Bu, değil mi kesmek kendi önünü?

Dost-düşman bilinmez, mürtet tanınmaz…

 

Taşıdığın su, hangi değirmene?

Gâvur hep öğütür, gelmez îmâna

Gönüller râzı mı bu yapılana?

İnsaf denen şey yok, medet tanınmaz…

 

Sanmayın, bu şâir söyler boş yere

Bu günlere geldik boş vere vere

Öyleyse göz yumma göz göre göre

Yoksa ne yurt, ne memleket tanınmaz!

 

Şükür, başımızda “baş” olanlar var

Gözü yaş, duruşu “taş” olanlar var

Göğsü siper, bağrı “döş” olanlar var

Duâ olmayınca rahmet tanınmaz!

 

Allâh’ım yardım et sevenlerine

Yalnız seni tanıyıp, övenlerine

Lâyık kıl, mazlûmun güvenlerine

Her şey hep bozulur, ümmet tanınmaz!

 

Nûrânî, düşmanda tuzak bitmiyor;

Yaklaş babam yaklaş, uzak bitmiyor!

Yağ yakıp-döküyor, kızak bitmiyor

Ne düşmanlık, ne muhabbet tanınmaz!

 

Rabbim âgâh kılsın, basîret versin

Başlar, her nerdeyse fitneyi görsün

Ümmet-i Muhammed felâha ersin

Yoksa bize hakk-ı hayat tanınmaz!

 

30 Nîsan 2014

 

TAYYİP ORDUSU

20’de 20’lik, TAYYİP ORDUSU;

Orduma yurduma hayırlı olsun…

El ele, tek yürek hizmet coşkusu;

Orduma yurduma hayırlı olsun…

 

Aklından geçmezken, halk birdenbire;

Topyekûn kavuştu Büyük Şehir’e...

Artık, heyecanla; izler habire!

Orduma yurduma hayırlı olsun

 

BÜYÜK ORDU, Büyük Başkan ENVER Bey;

ALTINORDU, gümüş ordu; hepsi heyy!

Değil hiç de, bu kadarı olur şey;

Orduma yurduma hayırlı olsun…

 

ENGİN Bey’im ses vermekte merkezden

TEKİN TAŞ’tır; destek almış herkesten

Hizmet aşkı tütmekte, her nefesten;

Orduma yurduma hayırlı olsun…  

 

AKKUŞ dedi; reis, İSA DEMİRCİ!  

Ergüder Bey DSP’den taburcu!

Argan Yayla çiçek; hem burcu burcu!

Orduma yurduma hayırlı olsun

 

ÇAYBAŞI’nda İSMET Beyim YANIK’tır,

ÎSÂ GÜL’e MESÛDİYE tanıktır...

Makamlar-mevkîler, canlar konuktur;

Orduma yurduma hayırlı olsun…

 

AYBASTI’da İZZET ile GÜNDOĞAR

ULUBEY’i, ÎSÂ TÜRKCAN kovalar

GÜLYALI ŞEN; TÂLİP Beyler buradalar!

Orduma yurduma hayırlı olsun…

 

KEMÂL ile, BAHTİYAR’dır PERŞEMBE

ÇAMAŞ teslim ALAHİTTİN GİDER’e

ÇATALPINAR; cansuyu=AHMET TÜRE

Orduma yurduma hayırlı olsun…

 

İlçemle Gülyalı, Perşembe üçlü;

Ulubey bir civan, kestâne saçlı;

Merkezle iç içe; hepsi de güçlü:

Orduma yurduma hayırlı olsun…

 

GÖLKÖY’de yeniden ALİ KEMAL MERT:

İstihdam artıyor, azalıyor dert;

Muhabbette sıcak, iş deyince sert!

Orduma yurduma hayırlı olsun…

 

 

FATSA 3. Kez ANLAYAN dedi,

“HÜSEYİN, hizmette çağlayan” dedi,

“Câmi, hem cemevi sağlayan” dedi;

Orduma yurduma hayırlı olsun…

 

Yokuşdibi, Çambaşı’ndan KABADÜZ

Gayretlerle yükselişi görünüz,

YENER KAYA denilince durunuz;

Orduma yurduma hayırlı olsun…

 

KABATAŞ emânet YAKUP YILMAZ’a

KORGAN’ın vebâli TUNCAY KİRAZ’a

Artık mahal yoktur; “Az dur, biraz”a

Orduma yurduma hayırlı olsun

 

YENER YALÇINKAYA, GÜRGENTEPE’nin

ÇAMYAR oldu 2. AHMED’i ÜNYE’nin

Elmas, pırlanta; ne derseniz deyin;

Orduma yurduma hayırlı olsun

 

İki büyük merkez; Fatsa’yla Ünye,

Ayrı-gayrı yoktur, Ordu’dur künye!

Bütün ilçelere hep aynı gönye;

Orduma yurduma hayırlı olsun

 

Günan Murat HATİPOĞLU, KUMRU’lu

İKİZCE’de BAHRİ SÖĞÜT duygulu

Kimse değil riyâsetten kuşkulu

Orduma yurduma hayırlı olsun…

 

Hepsi birer TAYYİP, olduğu yerde:

Devâ olacaklar, düşmeden derde;

20’ye 20’den güzeli nerde?

Orduma yurduma hayırlı olsun…

 

Doğrusu, hasretti; beklenmekteydi

Ümitler ümîde eklenmekteydi

Demek ki bu güne saklanmaktaydı;

Orduma yurduma hayırlı olsun

 

Senelerdir kalmışlardı yollarda;

Şimdi zirvedeler, bayrak ellerde:

Mazbatalar çiçek, mevsim güllerde;

Orduma yurduma hayırlı olsun

 

Âşık Nûrânî’yim; sözüm dobraca:

Bu havayı bozmayalım; çok ricâ!

Şükr'edelim; hem bol duâ, ayrıca:

Orduma yurduma hayırlı olsun

(7 Nîsan 2014) 

 

NE DEMELİ?

Memleketi gerim gerim

Gerenlere ne demeli?

Sinsi sinsi ateşlere

Verenlere ne demeli?

 

Sokak sokak, cadde cadde

Satır satır, madde madde

Fitne-fesatta son hadde

Erenlere ne demeli?

 

Felâket kültürü zengin

Bir kaşık sulardan, engin

Ufak kıvılcımdan yangın

Derenlere ne demeli?

 

Ateşe benzin dökene

Kapı-bacayı sökene

Nifak tohumu ekene

Serenlere ne demeli?

 

Kardeşlik, komşuluk bilmez

İyilik etsen de gülmez

Kendisini aslâ ölmez

Görenlere ne demeli?

 

Sorumsuza, kedersize

Edepsize, hem arsıza

Meymenetsiz, çıparsıza

Tiranlara ne demeli?

 

Adı “gezi”, derdi tozu

Kime veriyorlar kozu?

Düşmana mesajdır pozu;

Duranlara ne demeli?

 

Ele âlet olanlara

Çıkar, fayda bulanlara

Mutlu, esen kalanlara

Hayranlara ne demeli?

 

Ne çok uğraşsan, boşuna

Gitmez hâinin hoşuna

Nâdanların yokuşuna

Saranlara ne demeli?

 

Rabbim yardım etsin bize

Düştük dipsiz bir denize

Tuzağını ülkemize

Kuranlara ne demeli?

 

Nûrânî eyler feryâdı

Bu kimin, kime tokadı?

Yapılanın nedir adı?

Vuranlara ne demeli?

 

Otuz mart en iyi fırsat

Cevâbı yüzüne fırlat

Millet bilmektedir, evlât

Nobranlara ne demeli?

orduca.com 17 Mart 2014  

ZULÜM-NÂME

Böylesine zulümler işleyenlere

Gâvur desek gâvura hakâret olur!

Vatandaşsız  yönetim düşleyenlere

Gâvur desek gâvura hakâret olur!

 

İnsanoğlu şeytanı solladı yine

İnsafı olmayanın îman nesine

Kulak tıkamak moda, feryat sesine!

Gâvur desek gâvura hakâret olur!

 

ESED, ASLAN demek, ismiyle müsemmâ

Yalnız kendi halkına, burda muammâ!

İsrail’e, lâf bile diyemez ammâ!

Gâvur desek gâvura hakâret olur!

 

Adı da, soyadı da tanıdık, yerli

Sâhibinin sesidir; hem kerli, ferli

Bir ölüm makinesi; keser dönerli

Gâvur desek gâvura hakâret olur!

 

Hâfız Esed’in oğlu, Firavun dölü

Kendileri sefâda, ülke kan gölü

İnsanları hayâlet, gerçekte ölü

Gâvur desek gâvura hakâret olur!

 

Çokları çelik çocuk,  tam iki bin can

Bu nasıl insanlık, bu nasıl vicdan?

Canavarlar utanır görseler inan

Gâvur desek gâvura hakâret olur!

 

Ahvâli ifâdede dil âciz kalır

Göz yaşını teşbihte sel âciz kalır

İş Allâh’a kalmıştır; kul âciz kalır

Gâvur desek gâvura hakâret olur!

 

Gâvur gâvura yapmaz bu yapılanı

Bu nasıl bir iş böyle, kimin plânı?

Olanlar akıl dışı, vahşet îlânı

Gâvur desek gâvura hakâret olur!

 

O körpe bebeklere nasıl kıyılır?

Tetiğe basılırken neler duyulur?

Böylesi hangi dinde insan sayılır?

Gâvur desek gâvura hakâret olur!

 

Ne dînine uyar, ne milliyetine

Çekmiştir cinsine cibilliyetine

En güzel örnek ‘esfele sâfilîn’e

Gâvur desek gâvura hakâret olur!

 

 Akıllar uçup  gitmiş, dönmüş şaşkına

Ne yaptığının varamıyor farkına

Tiynetini eklemiş, batı çarkına

Gâvur desek gâvura hakâret olur!

 

Hâlık’ın dünyâsını halka dar eder

Bir gün zulüm yapmasa, bunu ar eder

Memleketini düşman, eli yâr eder!

Gâvur desek gâvura hakâret olur!

 

SİSİ olsun, ve yâhut  ESED; hepsi  bir

Zulm’ile ölüm kusar, cinâyet bilir

Nemrutların elinden başka ne gelir?!

Gâvur desek gâvura hakâret olur!

 

Âh çağdaş dünyâ söyle, nerelerdesin?

Mesâide değilsin, tâtillerdesin!

Orta çağlara doğru gezmelerdesin!

Gâvur desek gâvura hakâret olur!

 

Gelir gibi olsan da, derdin hep “çıkar!”

Durumdan, “ vazîfe” değil, rant çıkar

Olan olduktan sonra gelsen ne çıkar?

Gâvur desek gâvura hakâret olur!

 

“Gaz”ı veren de sensin, belki; mutlakâ

Çünkü, senden habersiz yapamaz aslâ!

Lâkin, zulümde önde sana kıyasla;

Gâvur desek gâvura hakâret olur!

 

Vahşetlere seyirci bir dünyâdayız

İlkesiz, hem kuralsız bir kavgadayız

İnsanlığın öldüğü zor çağlardayız

Gâvur desek gâvura hakâret olur!

 

Katmerli zâlim desek azdır sizlere

Nedir çektirdiğiniz böyle bizlere?

Sözüm, içimizdeki beyinsizlere!

Gâvur desek gâvura hakâret olur!

 

Osmanlı yetimleri, garip öksüzler

Onlar gidince başa geçti köksüzler

Halkına yiğit, düşmana yüreksizler

Gâvur desek gâvura hakâret olur!

 

Hey Nûrânî, yıllardır çalar-söylersin

Hep dertler üzerinden gönül eylersin!

Devran böyle, manzara budur; neylersin!

Gâvur desek gâvura hakâret olur!...

 


Kas`15
5
ÇAĞRI ŞİİRLERİ
RAMAZAN EDEBİYÂTI

Yorumlar(0)

RAMAZAN’A VEDÂ

 

Demek zaman geldi, gidiyorsun ha;

İnşâllâh memnunsun, yine gel; buyur!

Sen gidince her yer kalacak tenhâ;

Arada hatırla, sevgini duyur!...

 

Oruçtan, seherden serpiştir yıla

Sevenlerin, beşken beş daha kıla

Özlettir kendini yana yakıla

Yanmayan gönüller, yan gelir, uyur!

 

Nefis ejderine vur zülfikârı

Göz hapsinde tut hep, yâri-ağyârı

Yüklemeden önce, kediye kârı

Şeytanın şerrinden bizleri kayır!

 

Gidince, ağyâre kalmasın meydan

Hasenât yolunu kesmesin şeytan

Çıkacak olursa, affetme, davran

Kılıcı ânında, kınından sıyır!...

 

Muhtâcız ilgine, bereketine

Edepli-âdaplı hareketine

Muhabbete, sohbete, aşk nîmetine

Seninle çöl dahî, çimenlik-çayır!...

 

Her ne kadar gitsen, unutma bizi

Ayaklar kaymasın, izlesin izi

Olsun görüşmeye seninle yüzü

Öne geçsin yolda dâimâ hayır!...

 

Resûl gönüllerde, Kur’ân dillerde

Ramazan ateşi tüter güllerde

Hasret duâ olur, açar ellerde

Uğra ara-sıra, vaktini ayır!...

 

Nûrânî inan ki, çok özleyecek

Sabah-akşam bizi kim nazlayacak?

İnşâllâh ardından hep izleyecek;

Demeden yokuştur; yok, tepe-bayır!

 

Hep ayrılık diye bir şey olmasın

Hayırın boşluğu şerle dolmasın

Biz zayıf dostların yalnız kalmasın

İnşâllâh hem niyet, âkibet hayır!...

 

Teşekkür iftara, hem sahurlara

Havaya kattığın şavka, nurlara

Kadire, bayrama, tüm sürûrlara

Hey mânâ bereketi, sonsuz panayır!...

 

Yâ Hannân u, Yâ Mennân u Yâ Deyyân

Fağfir lenâ, gufrâneke Yâ Rahmân!

Vâde yetmese de, inşâllâh Reyyân,

Umuyoruz Yâ Rabbi, temmim bil’hayır…

 

RAMAZAN EFENDİSİ

Başı rahmettir, ortası mağfiret

Ayınla Ramazan Efendisi ol!...

Sonu oddan necât, nasîb-i cennet;

Sayınla Ramazan Efendisi ol!...

 

Kitapla-Sünnetle, âyet-hadisle

Şeytan bağlanmışken bozuş nefisle

Kulluk et Allâh’a kâlb-i hâlisle

Sa'yinle Ramazan Efendisi ol!...

 

Misâfire hürmet, başta bir defâ

Onunla muhabbet, zevk ile safâ

Bezm’e iştiraktir, Elest’e vefâ

Duyunla Ramazan Efendisi ol!...

 

Selâmın-sabâhın, hem akşamınla

Edebin-âdâbın, ihtirâmınla

Tebessüm, iltifat, hem ikrâmınla

Çayınla Ramazan Efendisi ol!...

 

Rahatsızlık verme yola, meydana

Gıpta ile baksın melekler sana

Çek kılıcı, oku yönelt şeytana

Yayınla Ramazan Efendisi ol!...

 

Selâm ver, duâ al, sabahsız geçme

Kem söz, dedi-kodu, ağzını açma

Ayak yere değsin, burnunla uçma

Huyunla Ramazan Efendisi ol!... 

 

Çeliğin-çocuğun, tüm sevdiklerin

Mevsimidir bu ay kardeşliklerin

Bayramıdır kabrin, hem beşiklerin

Köyünle Ramazan Efendisi ol!...

 

Sen orucu tut, oruç ta seni

Bir insan ol, eskisinden yepyeni

Günlerin, boyundan çok olsun, eni

İyinle Ramazan Efendisi ol!...

 

Namazda kaçak yok, çoğu câmide

İlim var, irfan var, sohbet hemi de

İster yerde, ister gökte; gemide

Boyunla Ramazan Efendisi ol!...

 

İlgiyle, alâkayla, yardımla

İftar-sahur, sor-soruştur; adımla

Gıdık ile, sepet ile, salkımla

Heyinle Ramazan Efendisi ol!...

 

Tevbe ile, duâ ile, naz ile

Yalvar-yakar, gönülden niyâz ile

Değil elbet; ne saz, ne de caz ile

Neyinle Ramazan Efendisi ol!...

 

Okumayla, yazma ile, harf ile

Kâğıt ile, kalem ile, zarf ile

Kafa ile, yürek ile, kâlp ile

Beyinle Ramazan Efendisi ol!...

 

Riyâdan temizlen, kalmasın kibir

Tefekkür, tezekkür, dâimâ şükür

Uygula ne varsa, hayırdan bir bir

Sayınla Ramazan Efendisi ol!...

 

Tepeden tırnağa merhamet kesil

Kelimeyi seç de, dilden küfrü sil

Ye, yedir, ikram et; hayrı-şerri bil

Çayınla Ramazan Efendisi ol!...

 

Maddî, hem mânevî; ziyâfet ayı

Allâh’a akıyor deresi, çayı

Hayırda yarışta yükselt çıtayı

Boyunla Ramazan Efendisi ol!...

 

Nûrânî; beğensin bizi Ramazan

Dökülsün günâhlar, gelmeden hazan

Odur defterlere Reyyân’ı yazan

Toyunla Ramazan Efendisi ol!...

 

Öyleyse, beylerim; kızlar-kızanlar!

Hiç unutulur mu, kâlbe yazanlar?

Mânevî bereket, kaynar kazanlar

Suyunla Ramazan Efendisi ol!...

 

Umulur ki, buluşuruz Ebet’te

Gönül uyanıktır, gözler nöbette

İnşâllâh diyorsak, mutlak, elbette

Payınla Ramazan Efendisi ol!...

 

 

KADİR-NÂME 

Leyle-i Kadirdir Kur’an’da adı

Bu gece bir “kadir bilme” gecesi

Mevlâ’nın kullardan budur murâdı:

Varlığın farkında olma gecesi…

 

Hem, KADER gecesi aynı zamanda

Dilekler kâbuldür sunduğun anda

Değişmek mümkündür göğün katında

Niyâzlarla maya çalma gecesi...

 

Âlemler içinde özge âlemsin

Kâinâtın göz bebeği âdemsin

Hayat bir defterdir, sen de kalemsin

Aşk mürekkebiyle dolma gecesi…

  

Bin aydan hayırlı; selâm, selâmet

Rabbini bilmek, kerem; kerâmet

Rahman, kullarına eder merhamet

Bağış kapılarını çalma gecesi…

 

Ümitsizlik yok; aslâ, bir defâ

Kaçarak eyleme kendine cefâ

Hadi koş, katıl; sen de bir safa

Rahmet deryâsına dalma gecesi…

 

Ne kadar olsa da, cürmün-günâhın

Af kapısı dâim, açık Allâh’ın

Tavrını örnek al Rasûlullâh’ın

Huzur’da kendini bulma gecesi…

 

Hiç boşa geçirme bu zamanları

Ateşle bağrını, sal dumanları

Tüllendirip cümle enstrümanları

Gönül nağmeleri çalma gecesi…

  

Terk et yanlışları, yönel Allâh’a

Dönmemeye azm’et aslâ bir daha

Kimin garantisi var ki sabâha?

Tevbeyle kirleri silme gecesi…

  

Nûrânî, verirken ele talkını

Uyarırken milletini, halkını

Unutma dâvânı, kendi ülkünü

Şeytana, hem nefse çelme gecesi…

 

Bir fırsat iklîmi, nur bereketi

Arınma çarşısı, aşk hareketi

Bulmak için en sonunda cenneti

En başa, en önde gelme gecesi…

 

Filistin, Arakan, Sûriye, Kerkük

Her taraflar yıkık, her taraf dökük

Beşer kan ağlıyor, boyunlar bükük

Gözlerin çağlayıp, dolma gecesi…

 

Kardeşlik; sıradan, kuru lâf değil

Çile müşterek; kimse muaf değil

Ne ihlâs, ne câmi; saflar saf değil!

Tefekküre dalıp solma gecesi…

 

Netîce; herkese mübârek olsun

İnsanlık selâmet, saâdet bulsun

Gözümüz, gönlümüz nurlarla dolsun

Kâlpleri sevdâya salma gecesi...

 

İşte budur; sözün, özü-özeti

Hakk'a kulluktadır ömrün lezzeti

Murâd ediyorsan hakta izzeti

İşte kullara, yükselme gecesi...

 

Ramazan âdetâ Nûh’un gemisi

Cehennemden necat, en ilerisi

Sen hele bir yönel, gelir gerisi

Fecre dek secdede kalma gecesi…

 

Nasip olsun felâh cümle ümmete

Rabbim nusret versin halka millete

Zevâl vermesin; ülkeye, devlete;

Duâlarda birlik olma gecesi...

 

MERKEZ-NÂME

İslâm demek, teslim demek

Yüce Allâh’ın emrine

Câmileri almak demek

Hayâtın tam merkezine!

 

Hayâtımızın merkezi

Hadi koş gel câmilere

Ezan çağırır herkesi

Hadi koş gel câmilere

 

Câmi dediğin neresi?

Tûbâya akar deresi

Cennet’in dünyâ adresi

Hadi koş gel câmilere

 

Günde beş vakit nerdesin?

Nerde, nice seferdesin?

Kim sana ne derse desin

Hadi koş gel câmilere

 

Neler hayâtının kod’u?

Kimlerdir modeli, mod’u?

Gerisi hep dedi-kodu

Hadi koş gel câmilere

 

Minber, mihrap, kürsü orda

Kulak verenler hep kârda

Hakkı seven kalmaz darda

Hadi koş gel câmilere

 

Câminin gayrında ne var

Nere gitsen, sonu hep dar

Allah ile Rasûlü yâr

Hadi koş gel câmilere

 

Teğet geçen pişman olur

Günâhları şişman olur

Cemâatten şaşma n’olur

Hadi koş gel câmilere

 

Kudüs yolunun durağı

Namazın mîraç burağı

Felâh burcunun çerağı

Hadi koş gel câmilere

 

Mevlânın vuslat kapısı

Vatanımızın tapusu

Arzın en güzel yapısı

Hadi koş gel câmilere

 

Tevbe sûresinde âyet:

Der ki, mümindedir hayret

Câmi yapımında gâyret

Hadi koş gel câmilere

 

Nâçârların sığınağı

Gariplerin barınağı

Mazlûmların korunağı

Hadi koş gel câmilere

 

Minâre, Şerefe, Hilâl

Seslenen sanki hep Bilâl

İşten-güçten kendini al

Hadi koş gel câmilere

 

Müslümanın farkı nerde?

Namazdır küfüre perde

Ezanı duyduğun yerde

Hadi koş gel câmilere

 

Kulun Rabb’le randevusu

Saf saf bir sevgi ordusu

Şeytanların tek korkusu

Hadi koş gel câmilere

 

Her biri Kâbe şûbesi

Parlar hakîkât şûlesi

Akar Kevser şelâlesi

Hadi koş gel câmilere

 

İnsana ünsiyet gerek

Cemâatle ol bal-börek

Tüm millet burda tek yürek

Hadi koş gel câmilere

 

Câmi-cumâ; vakıf, dernek

Gerekir muhtâcı görmek

Müezzinle imam örnek

Hadi koş gel câmilere

 

İmam, Peygâmber vekîli

Kitab’ın, Sünnet’in gülü

İslâmiyet’in bülbülü

Hadi koş gel câmilere

 

Bâzen görünse de küçük

Temsil ettiği yer büyük

O en önde, kalkarken yük

Hadi koş gel câmilere

 

İslâmiyetin direği

Teslîmiyetin yüreği

Aşkın yelkeni, küreği

Hadi koş gel câmilere

 

Köylü, şehirli doluşur

Zenginle fakir buluşur

Kardeşlik böyle oluşur

Hadi koş gel câmilere

 

Siyahla beyaz karışır

Dargınla küskün barışır

Herkes hayırda yarışır

Hadi koş gel câmilere

 

Memleketin ruh fezâsı

Beldenin kimlik imzası

Orada Hakk’ın rızâsı

Hadi koş gel câmilere

 

 

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

            15.05.2008


Kas`15
5
NAĞME NAĞME NAMELER
Nağme Nağme NÂMELER

Yorumlar(0)

ŞÂİRLERE

Garip Yetimoğlu telsiz söylesin

Şakir Arslanoğlu gülsüz söylesin

Yaratan bizlere rahmet eylesin

Zulme, haksızlığa susmamalıyız…

 

Taşlasın şeytanı Nuri Kahraman

Vermeyelim şu pis modaya aman

Rahmet et bizlere Hz. Rahman(cc)

Küfre, haksızlığa  susmamalıyız…

 

İnsanlık muhtaçtır mânevî em’e

Tüm şâirler sarılmalı kaleme

Özkul, göğüs ger ki; çile, eleme

Cehle, haksızlığa susmamalıyız…

Yaşar ÖZKUL

(27.11.1983 Yeni Devir)

 

TAŞLASAK MI?

“Taşla” diyor bana ÖZKUL

Kalmıyor ki Yaşar Kardeş!

Atsak, istasyonlar bozuk

Almıyor ki Yaşar Kardeş!

 

Herkes belli bir yol tutmuş

Hayâ-edebi unutmuş

Nefisler rûhu uyutmuş

Salmıyor ki Yaşar Kardeş!

 

İşte kardeş, işte bacım

Dostum, ahbâbım, baş tâcım

Gelse bir, bitecek acım

Gelmiyor ki Yaşar Kardeş!

 

Taşlasak, hep kaçıyorlar

Taşlamasak içiyorlar

Döküyorlar, saçıyorlar

Dolmuyor ki Yaşar Kardeş!

 

Şeytan kadar, şeytanlık dert

Olabilse insanlar mert

Karar kılsalar gâyet sert

Kılmıyor ki Yaşar Kardeş!

 

Tamam, vermeyelim aman

Modadan hâlimiz yaman

Fakat, yanlışları duyan

Silmiyor ki Yaşar Kardeş!

 

Gerçi, bizden söylemesi

Önce tatbik eylemesi

Bozuk âlet düzgün sesi

Çalmıyor ki Yaşar Kardeş!

 

Hatâ bizde de var elbet

Önce sen nefsine emret

Sonra at-tut, sonra öğret

Olmuyor ki Yaşar Kardeş!

 

Buldu sâyenizde fırsat

Nûrî içten etti feryat

Hak yazmadan kimse necât

Bulmuyor ki Yaşar Kardeş!

    (11.12.1983 Yeni Devir)

Âşık Nûrânî’ye

İş’e besmeleyle başla

Savaş boyalı göz-kaşla

Nefsine uyma, yavaşla

Nefis düşman, Nûrânî dost!

 

Zorbalar, zâlimler haklı

Temelde haç rûhu saklı

Ermiyor genç kızın aklı

Gören pişman, Nûrânî dost!

 

Bâtıla hizmeti boşla

Sarıl Hakk’a, canla-başla

Önce dostlarını haşla

Kim “Kahraman” Nûrânî dost!

 

Yıksalar nefis bendini

Bulur îmân, Nûrânî dost!

İçten içe yer kendini

Üryan pişman, Nûrânî dost!

 

Âşık NÛRÂNÎ’ye cevap

Şeytan taşlaması sevap

Şeytanlaşan görür serap

Bak, çöl pişman Nûrânî dost!

 

Yaşar Özkul, özlüyorum

Gelecektir, gözlüyorum

Adım adım izliyorum

Zaman pişman, Nûrânî dost!

Yaşar ÖZKUL

(1983 Yeni Devir)

 

SORGU-NÂME

 

Neden, niçin, nasıl diye

Özün sana soruyor mu?

Beynini kemire, yiye

Aklın kafa yoruyor mu?

 

Olan-biten; neden, nasıl?

Nedir gâye, nedir asıl?

Hangi makamda bu fasıl?

Gönlün hayâl kuruyor mu?

 

Akıl fikir nerden geldi?

Kendin seni nasıl bildi?

Olan şeyler nasıl oldu?

Aklın, fikre uğruyor mu?

 

Çocukluğun nerde, hani?

Okul önü, dükkân yanı?

Neyledin hamamı, hanı?

Köyün köşkün duruyor mu?

 

Sabah, nasıl akşam olur?

Gece, yolu nasıl bulur?

Meyve tadı nerden alır?

Kimse şeker veriyor mu?

 

Her şeyin tadı bir başka

Kâinât ayarlı aşka

İnsanoğlu sorsa keşke

Kâlbi yâre varıyor mu?

 

Çayır-çimenler, çeşmeler

Haylaşmalar, heyleşmeler

Ağlaşmalar, söyleşmeler

Muhabbetler sarıyor mu?

 

Altı, üstü hep dereydi

Sular dökülür yereydi

Sâhi, yerleri nereydi?

Değirmenler duruyor mu?

 

Hayatın çok kavgası var

Çileleri, sevdâsı var

Ölümün de sırası var

Düşüncen yer veriyor mu?

 

Tam, kâm alacağım derken

Ölüm yakalar, gülerken!

Belki sana göre erken

Sırra aklın eriyor mu?

 

Yürüdüğün hayat yolu

Yazı-kışı mihnet dolu

Hepsi gider; darı-bolu

Feryat işe yarıyor mu?

 

Ekonomi, politika

Yürüyorsun, bata-çıka

Gitmek var mı yaka-yıka?

Yazan kalem kuruyor mu?

 

Makam, mevkî hep emânet

Hem ticâret, hem siyâset

Gerisini sen kıyâs et

Cin fikirler eriyor mu?

 

Hava-cıva; hepsi yalan

“Var biraz da sen oyalan”

Nedir ne, geriye kalan?

Fasıl, aslı arıyor mu?

 

Nûrânî’nin dili durmaz

Ele der, kendini yormaz!

Amelsiz söz hayra varmaz!

Bilmem gözler görüyor mu?

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

              12.10.2008

 

ÇAYIR-NÂME

Adımlarına dikkât et

Kayarsın Allâh korusun!

Bâtılın sonu felâket;

Uyarsın Allâh korusun!

 

Güvenirsin eşe-dosta

Olursun zevklere hasta

Fark’etmeden, hayra posta

Koyarsın Allâh korusun!

 

Yanlışta ısrar ne demek?

Hem Hakk’a kulak vermemek!

Başına çorap örerek,

Giyersin Allâh korusun!

 

Şehvetlerin kemendine

Aldanmayasın fendine

Yazık edersin kendine

Kıyarsın Allâh korusun!

 

Düşmeyesin tuzaklara

Gitmeyesin uzaklara

Binmeyesin kızaklara

Kayarsın Allâh korusun!

 

Yakışan hep istikâmet

Bütün sapmalar hıyânet

Kopmadan daha kıyâmet

Koparsın Allâh korusun!

 

Kadın ya da erkek olsun

Herkes iyisini bulsun

Şerri dursun, hayrı gelsin

Şaşarsın Allâh korusun!

 

Hep hayırlı isteyelim

İçtenlikle dileyelim

Âkibet hayır bulalım

Yanarsın Allâh korusun!

 

Gencim deme genç de ölür

Hazırlık olmadan bulur

Vakitli vakitsiz gelir

Kayarsın Allâh korusun!

 

“İnsanlık” çok ince iştir

Niyet kur, kâlbe yerleştir

Ahlâk, fazîlet güneştir

Cayarsın Allâh korusun!

 

Karartma kâlbi siyâhla

Dalga geçme ahla, vahla

Hayat tablonu günâhla

Boyarsın Allâh korusun!

 

Bilim-teknik, bilgisayar

Her şeylere verir ayar

Çağdaşlık diyerek, soyar

Buyarsın Allâh korusun!

 

Kâlp kararır nokta nokta

Oldukça şerde atakta

Şuursuz gidişi Hak’ta

Sayarsın Allâh korusun!

 

Durumunu gözden geçir

Her işine îman içir

Yönünü ateşten kaçır

Yanarsın Allâh korusun!

 

Nûrânî sese kulak ver

Güzel yürü, çiçekler der

Derlerki; yer, herkesi yer

N’eylersin Allâh korusun?

 

Rabbimden hep hayırlısı

Ukbânın da çayırlısı

Cennet-cemâl seyirlisi

Lûtf’etsin; Allâh korusun!

 

GÜZEL-NÂME

Ey güzel, sokaktan geçip giderken

Bilmem yaptığının farkında mısın?

Hey gencim; günâhı seçip giderken!

Bilmem yaptığının farkında mısın?


Kadında güzellik, erkekde şıklık

Onun da belâsı yakışıklılık!

Kitaba, sünnete uyar mı kılık?

Bilmem yaptığının farkında mısın?


Örtülesileri açıp nereye?

Aslından, özünden kaçıp nereye?

Neyin var neyin yok saçıp nereye?

Bilmem yaptığının farkında mısın?


Nedir şu edâlar, tavırlar öyle?

Gezilir pervâsız sokakta böyle!

Uyar mı bu bize, Hak için söyle?

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Ey insan, kendini sen mi yarattın?

Kara kaşla, elâ gözle donattın?

Kul iken kullara havalar attın!

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Ne kadar şirinsin, ne kadar hoşsun!

Lâyıktır dünyâlar peşinde koşsun!

Akıl yoksa, içmeden de sarhoşsun!

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Arzular peşinde hep koşa koşa

Hayâtı tükettin, geldin bu yaşa

Şimdi günâhlarla kaldın başbaşa

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Hâlâ bildiğinden şaşmaz gidersin

Pişmanlık yoluna düşmez gidersin

Bir kez Allâh deyip coşmaz gidersin

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Namazdan-niyâzdan uzaklardasın

Yalanda, yanlışta, tuzaklardasın

Yazıkta, yazlıkta, kızaklardasın

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Ne umarsın bu gidişin sonundan?

Haberin yok eteğinden kolundan

Puan gelmez çalıştığın konundan

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Gelir bir de hep bilgiçlik taslarsın

Yanlışları yaldızlayıp süslersin

Fazla sürmez, bir yerlere toslarsın

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Şâir, süslü sözden gelir mi fayda?

N’olur meşhur olsan, dünyâda, ayda?

İstikâmet nasıl, yol hangi rayda?

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Sözün özü, artık gelelim yola

Zamanın çarkında yoktur hiç mola

Yarına diyorsun; kim ölüp kala?

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Sevgili okurlar, vakit elvedâ;

Edâya duralım, gelmeden vedâ

Bırakmak adına belki hoş sedâ!

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Nûrânî bak, sözü yine uzattın;

Tam tadında, pişmiş aşa su kattın,

Gelin kıza kaynanayı arattın!

Bilmem yaptığının farkında mısın?

18 Ekim 2014 Ordu Vizyon

ZAMAN-NÂME 

Bayram, seyran, yılbaşıyla

Geçip gidiyor seneler…

Köprübaşı, yolbaşıyla

Geçip gidiyor seneler…

 

Ahbâbıyla, yoldaşıyla

Ocak başı, kül başıyla

Hem yazıyla, hem kışıyla

Geçip gidiyor seneler…

 

Fındık-fıstık, yatak-yastık

Kırdık-döktük, astık-kestik

Bâzen tam üstüne bastık

Geçip gidiyor seneler…

 

Bahçe-çiçek, tarla-bayır

Yayla-Cenik, çimen-çayır

Derler; her işte var hayır

Geçip gidiyor seneler…

 

Alış-veriş, veriş-alış

Kazanırsın, sen de çalış

Sanma ki sonsuzdur kalış

Geçip gidiyor seneler…

 

Çelik-çocuk, arkadaş dost

Hep berâber olarak mest

Çağdaşça takılmaktır kast

Geçip gidiyor seneler…

 

Gelenleri kutluyoruz

Gidenleri şutluyoruz!

Nefsimizi putluyoruz

Geçip gidiyor seneler…

 

Hep kutlama telâşıyla

Lâkin bâzen gözyaşıyla

Ölenlerin naaşıyla

Geçip gidiyor seneler…

 

Kutladık yıl kutlu oldu!

Karteller hep mutlu oldu!

Cepleri parayla doldu!

Geçip gidiyor seneler…

 

Gelen seneyi unutma

Sakın yanlış bir yol tutma!

Çağdaşlığı çöpe atma!

Geçip gidiyor seneler…

 

İnsan dediğin içmeli!

İçip kendinden geçmeli!

Hem iç, hem dışı açmalı!

Geçip gidiyor seneler…

 

Korkma bu yolda ölmekten

Ayrılma sakın gülmekten

Geceleri çal felekten!

Geçip gidiyor seneler…

 

İbret mibret hak getire

Herkes kendini götüre!

Vakti bitire bitire!

Geçip gidiyor seneler…

 

Kuzguncuklu Fazîlet’le

Günâha giden biletle

Tâzelenen hükûmetle

Geçip gidiyor seneler…

 

Dereyolu, OR-Gİ, Baraj

İl’e oksijenli imaj

Kontür, pixel, çağrı, mesaj

Geçip gidiyor seneler…

 

Abuk-sabuk konserlerle

Türlü türlü kanserlerle

Askerlerle, komserlerle

Geçip gidiyor seneler…

 

Dizi, filim, türkü, şarkı

Hep eller döndürür çarkı

Düşünmeden hesap, korku

Geçip gidiyor seneler…

 

Sabah sekiz akşam beşle

Akıl-fikir hep düşeşle

İşi olmaz Kanal 5’le

Geçip gidiyor seneler…

 

Show, ATV, CNN Türk

Pardesü, manto, ithal kürk

Gâhî ayık, gâh küskütük!

Geçip gidiyor seneler…

 

Üniversite ve Rektör

Konsere git, Özlem’i gör

Kulüpçülüğe kalma kör

Geçip gidiyor seneler…

 

Rak ne imiş görmelisin!

Kolu kola örmelisin!

Aralara girmelisin!

Geçip gidiyor seneler…

 

Ye, iç; hem bardağı taşır!

Sofrada ne varsa aşır!

Çağdaş ol, işleri pişir!

Geçip gidiyor seneler…

 

Kutluyorsun, var mı daha?

Çıkar mısın, her sabâha?

Her şey dönerek Allâh’a

Geçip gidiyor seneler…

 

Nûrânî, hep atıp tutma

Pişmiş aşlara su katma

Hem sonra, kendin unutma

Geçip gidiyor seneler…

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

03.01.2008

 

 

DİYÂR-NÂME

“Seviyorum, bekle!” dedi, bekledim;
Gelmedi, gelmedi; yâra gücendim!
Sevindim; yaprakla, çiçekle geldi
Bırakıp gitti, bahâra gücendim!...


Pamuktu, bembeyazdı; buyur ettim
Yüzde çizgi çizgi kara gücendim!
Zaman, su misâli akıp geçerken
“Aldırma!” diyen, efkâra gücendim!

Câmide dizildi, düzgün oldu da
Çarşıda kayıp, saflara gücendim!
Kendi hânem tâmire muhtaçken âh
Boşa yoruldum; ağyâra gücendim!

Aklımdan geçmezken rûhî kayıplar
Maddede zerre zarâra gücendim!
Aç, bîilâç, yoksulken, nice insan
Gamsız-kasvetsiz, iftâra gücendim!

Torunun elinde câhilî yayın
Elde torun, ihtiyâra gücendim!
Büyüttüm, yürüttüm, hem yetiştirdim
Bizi küs yapan civâra gücendim!

Bir baştan bir başa rahatsız ülke
Yanlışlardaki ısrâra gücendim!
Yardımsız garipler sızlayan yara
Kasada gizli tomara gücendim!

Dedim, bir çâresi var bunun elbet
“Konuşma!” diyen, ihtara gücendim!
Yenilensin derken bozuldu her şey
Böylesi ruhsuz îmâra gücendim!

Cehâlet ve gaflet şerde yürüttü
Uyarmadılar, dostlara gücendim!
Yâre varmak için yola çıkmadım
Düzde oturdum; dağlara gücendim!

Sözler de, işler de karmakarışık
Karar kılmıyor; karâra gücendim!
Çürüğe, bozuğa, yaldıza rağbet
Sahteye mahkûm; pazara gücendim!

“İşin-gücün böyle kusur söylemek!
Sus artık dostum, envâra gücendim!
Yaşıyoruz işte, bozma tadını!”
Söz iğne iğne; azara gücendim!

Nûrânîyim; tamam, kestim sözümü
Tenkit yok artık; ızhâra gücendim!
Ne ben, ne başkası kayda değerler;
Hakîkât mahzûn; diyâra gücendim!..



Toplam 4 Blog, 1 Sayfada Gösterilmektedir.
[1]

En Çok Okunanlar Son Yorumlananlar Hakkımda
POPÜLER MASONLAR ORDUDA (7155)
AKROSTİŞ YAZILARI (5527)
FOTOĞRAF-NÂME (5205)
MODA-NÂME (5080)
EYMÜR-NÂME 2 (4942)
EYMÜR-NÂME 1 (4666)
Bedford-nâme (4636)
Nûri KAHRAMAN (4632)
EYMÜR-NÂME 3 (4605)
BAYRAMLAŞALIM DOSTLAR! (3962)
ÜÇ ÖZTÜRK, BİR MEVLÂNÂ.. (1)
CHP-NÂME (1)
GACAROĞLU AHMET EFENDİ (1876-1962) (1)
FOTOĞRAF-NÂME (4)
37 YIL ÖNCESİ, KÖYDE BU GÜN.. (1)
NASIL BİR İL BAŞKANI? (1)
ERKAN TEMİZ BEYİN TELEFONU (1)
BİZ DE İMAM-HATİPLİYİZ Sn. ADİL AKYURT (1)
MODA-NÂME (3)
AKROSTİŞ YAZILARI (4)
 

Www.GirdapTasarim.Com Tarafından Hazırlanmıştır...